Benim aslında bu gece için hedefim çok açık. konuyu belirlerken dedik ki öyle bir yere dokunalım ki, zaten Anayasa okuryazarlığı konusunda, Anayasa okuryazarlığını toplumun tüm kesimlerine kazandırma konusunda çalışmalar yapıyorum ama hedef asıl çekirdek olsun. Yani gençler. Zaten hayat yolculuğunun başında topluma bir vatandaş olarak hazırladığımız gençler.
Bütün bu eğitim süreci neden var? Çocuklarımızı neden okullara gönderiyoruz? Neden onları çok küçük yaştan itibaren öğretmenlere gönderiyoruz, dersler aldırıyoruz?
27 Haziran 2024 tarihinde Anla Der toplantısında Prof. Dr. Ayşe ODMAN BOZTOSUN tarafından gerçekleştirilen "İyi Vatandaşlık İçin Anayasa Okuryazarlığını Çekirdekten Kazandırmak" başlıklı sunumun yazıya dökülmüş halidir. Keyifli okumalar dileriz. Ayrıca sayfanın en altında sunumun video hali de mevcuttur.
Aslında sonunda beklentimiz toplumun içinde kabul görecekleri, kendilerini bir sosyal varlık olarak iyi hissedecekleri, rahat hissedecekleri bir donanıma sahip olmaları. Odağımız gençler. Ancak kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla misali, aslında konuşacağımız konular maalesef gençken bize anlatılması gerektiği gibi anlatılmamış olan konular. Biz eğer burada bu eksikliği tespit edebilirsek yani neyin eksik olduğu konusunda biz şu an mutabık olursak, “ha buymuş eksik olan ya, tamam bunu buraya koyduk mu bu eksiği tamamlıyoruz” diyebilirsek bence çok önemli bir yol almış olacağız.
Bu arada kendimizde de bu eksikliğin olduğunu fark ettiğimiz için kendimizde de bu eksikliği şu şekilde kapatırız diye ajandamıza bir yararlı bir iş kalemi almış olacağız. Sonuçta hepimiz bu toplumun içerisinde o süreçlerden geçmiş, yerini bulmuş hatta şimdi sizin yaptığınız gibi bu topluma neler verebilirim diye anlamlı ve eylemli bir çaba içerisine girmiş bireyleriz. Dönüşümün bir parçası ve etkileyicisi olma durumundayız. Peki, o zaman şöyle bir soruyla başlayalım. Madem amacımız eğitim yoluyla gençlerimizi topluma, o toplumu sürdürülebilir bir şekilde, kılacak şekilde hazırlamak, biz kendi kendimize soralım. Kendi eğitim sürecimizde, herhangi bir döneminde; anaokulu, ilkokul, ortaokul, lise, üniversite ve sonrası olabilir, herhangi bir Anayasa metni okuduk mu, yorumladık mı? Bu edebiyat dersinde örneğin Anayasanın başlangıcını okumak olabilir. Tarih dersinde mesela. Anayasanın gelişmelerini hepimiz biliyoruz. Kanuni esasi deyince hepiniz bileceksiniz değil mi? Bakın nereden biliyorum? Biliyorum ama bu değil benim sormak istediğim.
Doğrudan bağ kurabileceğimiz, hani uzaklaştırıldık ya hep Darbe Anayasası, aman dur dokunma ona, o duygu yaratıldı ya bizde. Ne var bunun içinde diye bakmamızı sağlayacak herhangi bir eğitim etkinliği yaşadık mı? Yaşayan var mı? Yani mesela Anayasamızın başlangıcındaki şu paragrafı herhangi bir derste okumuş olan var mı?
Okuyorum:
“Topluca Türk vatandaşlarının milli gurur ve iftiharlarda, milli sevinç ve kederlerde, milli varlığa karşı hak ve ödevlerde, nimet ve külfetlerde ve millet hayatının her türlü tecellisinde ortak olduğu, birbirinin hak ve hürriyetlerine kesin saygı, karşılıklı içten sevgi ve kardeşlik duygularıyla ve "Yurtta sulh, cihanda sulh" arzu ve inancı içinde, huzurlu bir hayat talebine hakları bulunduğu”
Okumuş olan var mı?
Şimdi bizim konumuz kurumsal olarak eğitim sürecimiz içerisinde Anayasa okuryazarlığı neden yok, değil mi?
Sorumuz çok açık, hepimiz aynı noktadayız şu anda. Sizce bu çok anlamsız değil mi? Burada, bunun içerisinde oraya buraya çekilebilecek, sakıncalı, zararlı herhangi bir şey var mı? Bir bunu soruyorum, bir de yani bunu bilmemek iyi bir şey mi? Bilsek iyi olmaz mı? Bunu okusak. Bugün toplum halen fay hatlarının üzerinde dengede durmaya çalışılıyor. En kolay yapılabilen şey ötekileştirmek değil mi? Ayrıştırmak. Şucusun bucusun demek. Dedirtmek, yaftalamak. Biraz sallandığı zaman işte hemen bir yerlerde deprem etkisini gösteriyor. Halbuki sadece şu paragraf üzerinden sevgili öğretmenlerimiz; çocuklarımıza, gençlerimize “Siz vatandaşsınız” diye o kadar kolay diyebilir ki.
Şimdi size sihir yapacağım arkadaşlar. Hadi bakalım hepiniz cüzdanınızdan nüfus cüzdanınızı çıkarın. Bakın hepsinin üzerinde ay yıldız var. Böyle bir tesadüf olabilir mi? Ben bunu yapıyorum mesela. Çok hoşlarına gidiyor öğrencilerimin. Liselere gidiyorum, ortaokullara gidiyorum. Size sihir yapacağım deyince ilgileri de çekiyor. Ve diyorum ki, bakın bu mucizevi bir şey değil mi? Bu yurdun neresine giderseniz gidin, sizinle aynı ay yıldızlı kimliği taşıyan vatandaşlarınız var. Nasıl kardeş aynı karnı paylaşan karındaş demekse, vatandaş da aynı vatanı paylaşan insanlar. Yani bizim birbirimizle ne alıp veremediğimiz olabilir? Biz birbirimizin çaresiyiz, dermanıyız.
İnsan insanın kurdu değil, yurdudur. Bakın bütün bunları bana şu paragraf söyletiyor. Bana bunları söyletecek ikinci bir paragraf hukuk düzenimizden göstermeniz zor. Çünkü Anayasa bizim Anayasamız, anamız gibi o kadar güzel bir ifade ki bu. İngilizce'de, Almanca'da karşılığı böyle değil. Kuruluş yasası, constitution veya temel yasa. Böyle duygusal bağ kırmamızı mümkün kılacak bir sözcük değil ama biz buna Anayasa demişiz. Aynı Anadolu dediğimiz gibi.
O kadar güzel öyküsü olabilecek bir metin ki. Ama aklımıza hep ne getiriliyor? Anayasa. Darbe Anayasası. Etiketlemişler bakın. Eminim hepinizin aklında da ilk bu var. O kadar soğutulmuşuz. Bu bir tesadüf mü? Neden böyle? Dolayısıyla biz diyoruz ki aman yaklaşmayalım. O siyasetçilerin alanı, zaten kötü bir şey ya o Anayasa. Böyle darbe sonucu yapılmış kötü bir şey herhalde bu. Atılınca böyle bir de ekonomik krize falan yol açıyor. Çok kötü bir şey olmalı. İnanın halkın büyük kısmında oluşan algı bu. Ve bunun derslerde hiç yeri yok.
Yargı Etiği dersini veriyorum. Yani hakimlerin, savcıların mesleki davranış kuralları. Çok sevdiğim, yani öğrencilerin hepsini çok seviyorum ama derslerde çok aktif olan bir öğrencim, sürekli Anayasayı vurguladığım ve öğrencilere Anayasanın yapısını anlatmaya çalıştığım için... Bir gün dedi ki, hocam İtalya'dan bir arkadaşımız geldi. Biz tabi hep Atatürk'ten bahsediyoruz. Atatürk sevgimizi anlatıyoruz. Atatürk şöyle Atatürk'ün ilkeleri falan. Biz ona sorduk; “Sizde böyle Atatürk gibi birisi yok mu?”
Çocuk durmuş durmuş demiş ki “Ya bizim Atatürk'ümüz yok da bizim Anayasamız var. Her İtalyan Anayasasını bilir, Anayasasını sever. Bizim Anayasamız var” demiş. Diyor ki bana geldi, derste söylüyor bunu öğrenci. Hocam diyor dört yıldır yapmak istediğinizi ben o zaman anladım. Gerçekten. Yani onlar için Anayasa onları bir arada tutan ortak değer.
Biz de atamız rahat uyuyamıyor. Çünkü biz bir türlü Anayasamıza sahip çıkamıyoruz. O kadar uzaklaştırılıyoruz ki. Ve zannediyoruz ki biz bu Anayasayla dövüldük. Biz bu Anayasayla dövülmedik. Ayrıca bu Anayasa 42 yıllık falan da değil, bu Anayasa 103 yıllık bir Anayasa. Bu Anayasanın temeli 1921'de, 20 Ocak 1921'de atıldı. Çok küçücük bir Anayasaydı o ama ilk maddesi neydi biliyor musunuz?
1921 o soğuk Ocak sabahında Ankara'da kabul edilen 1921 Anayasasının ilk maddesi sizce neydi?
Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir.
Bakın bunu evrendeki büyük patlama gibi düşünün.
Yani bizim milletimizin büyük patlaması. Evet, bize niye sürekli Kanuniye esasi, senedi ittifak falan vurgulanıyor? Biz tamam bunları öğrenelim ama lütfen şunu söyleyelim, ilk Milli Anayasamız 1921 Anayasasıdır ve bunun da ilk maddesi “Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir” ve hala mecliste yazan arkada değil mi? “Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir” yazar. Bu Anayasada yazan ifadedir.
Şimdi ben açtığımda size bunu ben aynı şekilde 6. madde olarak okuyorum. Bu ifade aynen 1924 Anayasasında da vardı, 1961 Anayasasında da, 1982 Anayasasında da. Nasıl devlette devamlılık esas ise Anayasada da devamlılık esas.
Yani sanki ondan önceki Anayasalar başka bir devletin Anayasasıydı da 1982 Anayasası başka bir devletin Anayasasıydı. Arada yaşanan bu siyasi kırılmalar, darbeler, tabii ki demokrasinin rafa kalktığı bu yol kazaları hiçbir zaman bir hukuk devletinde, demokratik ülkede olması arzu edilmeyecektir. Toplumsal çok büyük travmalara yol açan olaylar. Ama bütün suçu alıp en olmaması gereken metne, Anayasaya yüklerseniz, toplumla Anayasa arasına böyle bir engel koyarsanız büyük bir kötülük yapmış olursunuz.
İşte bundan yararlanıp çocuklarımızı, gençlerimizi özgüvenli, bir kere bu milletin vatandaşı olarak eşit haklara sahip, özgürlüklere sahip, yargı bağımsızlığının olduğu bir devletin vatandaşı olarak biz nasıl hissettireceğiz? Bana ikinci bir metin gösterebilir misiniz? Var mı? İkinci bir metin var mı? Yok. Ama çocuklar için Anayasanın adı yok. Adı yok. Okullarımızda Anayasa bu şekilde öğretilmiyor.
Ben gittim bizzat LinkedIn üzerinden Talim Terbiye Daire Başkanı’yla tanıştım. Ve dedim ki Anayasa okuryazarlığı mutlaka olmalı. En son Mürfüredat'ta bir hukuk okuryazarlığı çıktı. Her şeyi okuryazarlık üzerine dönüştürmüşler siz biliyorsunuz. Bakın aynı şey değil. Çünkü ne yapıyorsunuz? Siz eğer bir konuyu kendi bütünlüğü içerisinde anlatmazsanız, eklektik yani parça bölük anlatırsanız, kişinin aklında ayna kırıkları gibi bir durum oluşturuyorsunuz. Yani bütünlüklü ve kullanabileceği bir bilgi setine sahip olmuyor.
Oradan buradan küçük bölük pörçük parçalarla kafasında kullanabileceği bir bilgiye sahip olmuyor. Halbuki bunun adı Anayasa okuryazarlığıdır. Çünkü her konuya anasından, başından başlamak lazım. Siz bir yerden biraz ceza hukuku bilgisi, biraz medeni hukuk, biraz iş hukukunda da böyle bir şey var diye karışık anlatırsanız olmaz. Önce omurgayı anlatacaksınız ve küçük veya büyük yaş da önemli değil. Çünkü beynimiz hep aynı çalışıyor, aynı organ. Bağlam yaratacaksın. Öğrenme böyle gerçekleşiyor. Bir bağ kurmamız gerekiyor. Bir bağlam oluşturmamız gerekiyor. Kopuk olmaması lazım.
Ve bunu aslında en kolay yapabileceğimiz konu, Anayasa okuryazarlığı, çünkü doğrudan bizim hayatımız Nasıl yaşayacağımız, biz burada bu yemeği bu şekilde yiyebilecek miyiz, yiyemeyecek miyiz? Buraya geliyor konu. Bunun yanıtı burada. Burada ne yazdığına göre şekillenecek. Nasıl balık baştan kokarsa, Anayasa nasıl şekillenirse onun altı da öyle şekillenir. Anayasa çünkü devletin DNA'sını taşır. Bu şekilde anlattığımız zaman öğrencinin anlamamasının mümkün olmadığını beş yıldır deneyimliyorum. Bugüne kadar otuz altı söyleşi yaptım. Erunal Lisesi'nde, Valiliğe özel olarak gittim, lütfen bir pilot ders yapma imkanı verin dedim. İki yıl önce toplam on ders yaptım. Hatta onlar da videoya çektiler, YouTube'a koydular. Kesinlikle anlıyorlar.
Anlaşılmayacak bir şey yok. Hiç zor değil. Son 15 dakika içerisinde ben de anlatacağım ve sizin de Anayasanın kurgusunu umuyorum ben de anladığınızdan emin olacağım. Çünkü zor bir şey değil. Onlara o kadar daha zor ve bence aslında yapmamamız gereken şeyleri yaptırıyoruz ki. Yani sonra da neyi tartışıyoruz? İşte türev, integral ve şu mu bu mu? Tabii ki müfredatın içerisinde ne olması gerektiğini de tartışalım da. Öncelikle onları toplumsal hayatlarında özgüvenli, güçlü, rahat birey olarak yaşamalarını sağlayacak, bak sen böyle bir düzende yaşıyorsun, özgürlükçü bir düzende yaşıyorsun dedirtecek bilgileri verelim. Anayasamızın başlangıcında Anayasa bu devleti nasıl niteliyor biliyor musunuz? Hürriyetçi demokrasi diyor. Siz niye kendisine hürriyetçi demokrasi diyen bir Anayasaya darbe Anayasası diyorsunuz?
Kendisine hürriyetçi demokrasi diyor ya. Böyleyim diyor yani, biz bir hürriyetçi demokrasiyiz diyor. Anayasamızın birinci maddesini bilen var mı? İlk maddesini? Türkiye devleti bir cumhuriyettir. Bakın biz bu durumdayız. Yani bir İtalyan da sanırım nasıl bizim Atatürk sevgimiz hayrete düşüyorsa bizim Anayasa bilgisizliğimize de hayrete düşerdi ve ben hiç kimseye tabii ki hiçbir şekilde cahil diyecek bir cürete ve cehalete sahip olmadığım için bunun nedenlerini gördüm ve buna bir çözüm üretmemiz gerektiğini düşünüyorum.
Burada biz değiliz. Sorunlu olan biz değiliz. Yani hani “Urfa'da Oxford vardı da okumadık mı?” diyen İbrahim Tatlıses gibi. Bize Anayasa doğru düzgün öğretildi de biz öğrenmedik. Öğrenilmeyecek bir şey değil. Ama bunun öğretmenlerimiz sayesinde başarılması gerekiyor. Bunun için de aslında öncelikle öğretmenlerimize basit bir model verilmesi gerekiyor. Ben şimdi sizinle bu denemeyi yapmak istiyorum.
Hazır mıyız? Şimdi, 15 dakikada Anayasa okur yazarlığı.
Bakalım bunu başarabilecek miyiz? Gayet matematiksel düşünen, gayet akıllı insanların arasındayım. Dolayısıyla, beceremiyorsam kesinlikle ben beceremiyorumdur. O konuda lütfen rahat olun. Olmadı deyin, tekrar yapalım. Anlaştık mı bu konuda? Peki. Şimdi başlayalım.
Şöyle bir işaret yapacağım. (Kollarıyla üçgen şeklinde işaret yapıyor.)
Gayet masum bir işaret. Şimdi neden böyle olması gerekiyor? Çünkü aslında hukuk devletinin temeli bundan ibaret. Önce bunu aklımıza, akıl gözümüzle canlandırmamız gerekiyor. Bildiğiniz piramit şekli şöyle. Şimdi bunun tepesinde Anayasa var. Yani hukuk düzenini bir küme olarak düşünün. Kapalı sistem. Bakın her olay hukuki bir olay değildir. Yani hayatta olan her konuya devlet karışmaz. Her konuyu düzenlemez. Mesela kaç çocuk sahibi olacağımıza devlet karışmaz değil mi? Karışmaması lazım. O ilgilendirmiyor çünkü devleti. Ama karışacağım derse de karışır. Mesela Çin'de böyle bir dönem yaşandı, şu kadardan fazla çocuk sahibi olamaz diye. Yani buraya kadar girebilen bir şey varlık devlet aslında. Öyle böyle değil. Çok ciddi bir varlık. Ama normalde efendim, dişimi şöyle fırçalarım, böyle fırçalamam. Şuraya giderim, buraya gitmem. Yani devlet her konuya karışmıyor. Dolayısıyla her konuda da hukuk kuralı yok. Ama hukuk kuralı olan alanları hukuk evreni olarak düşünün.
Böyle karmakarışık bir evren değil. Yani oradaki bütün kurallar böyle dağınık, her bire eşdeğer kurallar değil. Hukuk evreni bir piramit ve bu piramidin tepesinde Anayasa var. Şimdi diyeceksiniz ki olsun tamam ne yapalım tepesindeyse tepesinde. Bunun çok önemli, pratik bir sonucu var. Şimdi diyelim sizin elinize böyle altında Valiliğin imzası olan bir yazı geldi, işte iş yerinizle ilgili bir yazı olabilir. Size bir genelge tebliğ edildi gibi bir durum var. Sizin için belki o genelge o an itibariyle Anayasadan daha önemli ve doğrudan sizi etkilediği için daha böyle asar keser bir belge olabilir değil mi?
Size öyle geliyor değil mi? Rahat olun. Öyle bir şey yok. Hiçbir zaman bir hukuk düzeninde bir genelge, o genelgenin çıkmasını sağlayacak olan yönetmeliğe ve o yönetmeliğin çıkmasını sağlayacak olan Kanuna ve o Kanunun çıkmasını sağlayan Anayasa’ya aykırı olamaz. Bu her zaman böyledir. Şu anda matematiksel bir kural söylüyorum. Buna normlar hiyerarşisi deniyor. Nasıl askeriyede hiyerarşi var, devlet makamlarında da hiyerarşi var, normlar hiyerarşisi de böyle bir şey ve bunun tepesinde Anayasa var.
Şimdi mekanizmayı, makineyi anlatıyorum. Anayasa başta yer alıyor ve siz böyle zincirle bütün düzenlemeleri birbirinizle bağladığınızı düşünün. Şimdi örneğin Vali genelge çıkaracak. Vali kafasına göre genelge çıkarabilir mi? Ne gerekiyor Valinin bunu yapabilmesi için?
Yetki gerekiyor. Neden yetki gerekiyor?
Çünkü devletin görevlisi, kamu görevlisi yetkisiz hiçbir şey yapamaz. Yetkisiz felçtir. Ve o yetkinin mutlaka yazılı olarak tanımlanmış olması gerekiyor. Kendi kendine yetkili olduğunu varsayabilir mi bir yetkili? Mesela ben öğrencilerime sınav yapabilirim. Peki ben öğrencilerime bahçede çapa yaptırabilir miyim? Var mı böyle bir yetkim? Böyle bir yetkim yok, yazılı olarak tanımlanmamış. Benim yetki sınırlarım belirlenmiş. Ben öğrencilerime kendi evimi temizlettirebilir miyim? Yetkim yok, yetkim yok. Yetkim mutlaka yazılı olarak tanımlanmalı.
Varsayamayız yetkinin olduğunu. Dolayısıyla Valinin de bu genelgeyi çıkarmak için mutlaka yazılı olarak yetkilendirilmiş olması gerekiyor. Sizin önünüze genelge geldiğinde dolayısıyla aman Validen genelge geldi diye değil. Hemen şöyle yapacağız. Biz şimdi sorumlu bilinçli bir vatandaşız ya, Anayasa okuryazarı olmuşuz ya, bize okulda öğretilmiş ya. Bu genelgenin dayanağı ne acaba? Bana bir şey yap diyor, bir şey yapma diyor ama: “Pardon, bu genelgeyi siz hangi yetkiyle çıkardınız? Nereye dayanarak çıkardınız?” demeniz gerekiyor.
Efendim işte şu Yönetmelikte Vali şu konuda genelge çıkarabilir diyor, derlerse “Getirin bakalım o yönetmeliği” denmeli. Bilinçli vatandaş modu böyledir. Gayet istifini bozmadan.
Çünkü neyin bilincindedir? Eninde sonunda beni koruyan ne var? Anayasa var.
Daha Anayasanın içindeki hazinelere gelmedim ama bununla başlamamız gerekiyor ki neden Anayasanın tepede olmasının bütün oyunun kurallarını belirlediğini ve oyunu bizim lehimize değiştirdiğini anlayalım. Şimdi bu durumda bizim en büyük güvencemiz, yani Valinin Vali olduğu için bir şey yapamayacak olduğunu bilmemiz nereden kaynaklanıyor? Bu normlar hiyerarşisi bilgisinden. Çünkü biz işin ucunun Anayasaya kadar gittiğini biliyoruz. Bu bütün düzenlemeler için böyle arkadaşlar, bunun bir istisnası yok. Bütün düzenlemeler için böyle. Yani bunun dışında olan hiçbir düzenleme yok hukuk düzenimizde.
Normal hiyerarşisinde Genelge, Tebliğ, Sirküler, Kararları adsız düzenleyici işlem diye adlandırıyoruz. Diyeceksiniz ki adı var, neden bunları adsız düzenleyici işlem diyoruz biliyor musunuz? Yani adı bile yok, adsız düzenleyici işlem. Çünkü Anayasada yazmıyor bunlar. Yani bir düzenlemenin Anayasada yer almasıyla anlaması arasında o derece fark var. Adı olan ilk düzenlemeniz hangisi biliyor musunuz? Yani Anayasada düzenlenen Yönetmelik. Çünkü Anayasada Yönetmelik çıkarılabileceği öngörülmüş.
Kimlerin çıkarabileceği de öngörülmüş. Ve hiçbir Yönetmelik sıfırdan yapılamaz. Yani diyelim Akdeniz Üniversitesi sıfırdan Yönetmelik çıkaramaz. Ne gerekiyor biliyor musunuz bir Yönetmelik çıkarabilmek için? Bir Kanunun bununla ilgili yönetmeliğini şu kurum çıkarabilir demesi gerekiyor. Başka türlü Yönetmelik çıkaramaz. Hiçbir kurum kendiliğinden Yönetmelik çıkarma yetkisine sahip değil. Yani sıfırdan ben bu konuyu Yönetmelikle düzenleyeceğim diyemez.
Bakın ne kadar dar bir alanları var aslında. Değil mi? Devletin aslında alanı ne kadar sınırlı. Biz zannediyoruz ki her yerde. Hayır. Tamamen bu sınırlar için de hareket etmek zorundayız. Mesela Vali Yönetmelik çıkarabilir mi sizce? Bunun yanıtı Anayasada. Vali Yönetmelik çıkarabilir demediği için Vali Yönetmelik çıkaramaz. Ve Yönetmelik ancak Kanunla, bu konuyu Yönetmelikle düzenleyin dediyse bir kurum çıkarabilir. Neden biliyor musunuz şu nedenleri? Çünkü hiç düzenlenmemiş bir alan ilk defa ancak Kanunla düzenlenir.
Çünkü Kanunu kim çıkarıyor? Evet. Kim? Meclis. Yani bizim gönderdiklerimiz. Yani Kanun düzeyinde bir düzenlemeyi ancak bizim temsilcilerimiz yapabilir. Hepsi bir mantık. Hiçbiri tesadüfi değil. Örneğin bir ceza, suç ceza öngörmek Yönetmelikle, Genelgeyle olabilir mi? Mümkün değil. Kanunla olmak zorunda. Hani biz kanunsuz suç ve ceza olmaz, kanunsuz suç ve ceza olmaz diyoruz, işte o bu. Çünkü bu çok ciddi bir iş. Yani bu suçtur diyorsun, bir de ceza veriyorsun. Yani koskoca insanlarız, ceza alabiliyoruz. Bu, hangi fiilin suç olduğu ancak bizim gönderdiğimiz temsilcilerce belirlenebilir. Yoksa bir bürokrat tarafından bundan sonra efendim Konyaaltı Caddesi'nde şortla dolaşmak suç. Cezası da bu mesela. Böyle bir şey hiçbir zaman bu devlette olmayacak. Bunun güvencesi burada. Burada yazıyor bu. Yani bunu yazan bir metni bizim bir vatandaşımız nasıl bilmez? Bir çocuk bunu bilmeyecek ve neyi bilecek? Sizce atomu modellemesi mi daha önemli, bu mu daha önemli?
Bence bu daha önemli. Çünkü her an bununla karşı karşıyayız. Kapımızdan, adım attığımız anda, hatta atmadığımız anda evimizde de Twitter'dan bir paylaşım yapıyoruz, sonuçları oluyor. Nereye kadar olabilir, nereye kadar olamaz? Hepsinin yanıtı burada. Neyse biz buraya geri dönelim. Şimdi yavaş yavaş aklımızda bu oluşmaya başladı mı? Aşağılarda adsız düzenleyici işlemler, biraz yukarıda Yönetmelik, biraz daha yukarıda Kanun. Şimdi diyeceksiniz ki, neden Kanunla her şey düzenlenip bitmiyor da bir de Yönetmelik diye bir şey var? Neden olabilir? Uygulama. Nasıl uygulayacak? Kanun da şişip patlamamalı. Kanun bir konuyu, ana çerçeveyi çiziyor. Mesela şimdi kripto varlıklarla ilgili yasa gündemde değil mi? Genel çerçeveyi Kanun çiziyor ama uygulanabilmesi için her şeyi ayrıntısıyla düzenlemiyor. O konunun bürokratları ona çalışacaklar, onun yönetmeliğini çıkaracaklar. Peki bir Yönetmelik, Kanunun çizdiği çerçeveye aykırı bir düzenleme yapabilir mi? Kendisinin düzenleyeceği öngörülen alanın dışına çıkıp biraz daha ekstra ekstra düzenleme yapabilir mi?
Bakın ne kadar mucizevi bir şekilde herkes yerinde kalıyor. Peki yaptı diyelim. Yönetmeliği yapacak olan kurum, diyelim yönetmeliği kim çıkaracak olsun? İşte bir Bakanlık çıkaracak olsun. Biraz coştu. Biraz böyle Kanunda da düzenlenmemiş şeyleri düzenleyelim dedi. Ekstradan düzenledi. Ne olur? Nereye gider? Anayasa Mahkemesi'ne gitmiyor. Çünkü bu sadece bir Yönetmelik. İdare mahkemelerinde olayı bitiriyoruz.
Yönetmelik düzeyinde. Bu da bir yetki aşımıdır. Sen bu konuda düzenleme yapacakken kalkmışsın bu konuda düzenleme yapmışsın. Mahkeme çizer onun üstünü. Bakın otomatik olarak herkes sınırları içerisinde kalıyor, devlet yetkisini kullanan herkes ve bizim aslında burada güvenliğimiz korunuyor. Çünkü yetki aşımına bir kere izin verdiğiniz anda hukuk devleti biter ve keyfilik başlar. Sadece şununla bunu sağlıyoruz. İşte adsız düzenleyici işlemler Yönetmeliklere, Yönetmelikler Kanunlara, Kanun da Anayasaya uygun olacak. Sadece bu.
Bakın bununla ne kadar büyük bir güvence elde ediyoruz. Artık bundan sonra böyle dediğimiz zaman hepimiz herhalde bunun karşılığını biliyoruz değil mi? Dolayısıyla bizim önümüzde herhangi bir metin, bak bu kural var, sen de bu kurala uyacaksın diye konulduğu zaman, altında bir yetkilinin imzası olan her şey, haşa, kabul görür demeyeceğiz. Neye dayanarak? Arka planını Anayasaya kadar araştırmalıyız. Çünkü bütün düzenlemeler eninde sonunda Anayasaya uygun olmak zorunda. Normal, hiyerarşist dediğimiz piramit bu. Ve her ne kadar şu anda gayet teknik bir şey anlatıyormuşum gibi görünse de aslında gerçekten özgürlüklerimizin Kanun önünde eşitliğin güvencesi de bu.
Bunu sadece hukukçular değil hepimiz bilmeliyiz. Ve gördüğünüz gibi topu topu 10 dakikada anlatılıyor. Her zaman daha ayrıntılısını anlatırım. Şimdi bunu bir kenara koyalım.
Zaten böyle tırmandık tırmandık Anayasaya geldik. Yani önce bir aşağıdan yukarı gelelim. Artık hukuk düzeninin öyle her kuralın aynı değerde olduğu bir düzen değil, düzenlemelerin birbirini doğurduğu ve asıl doğurganlığın da Anayasada başladığı bir düzen olduğunu anladık. Anayasayı kraliçe arı gibi düşünelim. Kanun da buradan çıkıyor, ana kaynak Kanun da buradan çıkıyor. Onun altındaki tüm düzenlemeler de. Bu arada çok girmek istemesem de bir de Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi var. O da bu düzende kendisine bir yer buluyor.
Öyle tabii ortalıklarda dolaşan bir düzenleme değil, onun da yeri belli. O da Kanunun altında. Yani bir konu Kanunla düzenlenmişse Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi çıkarılamaz. Sonradan Kanunla düzenlenirse Cumhurbaşkanlığı kararnamesi otomatik olarak devre dışı kalır. Dolayısıyla her türlü Kanunun altında ama işte bu 2017 değişikliğiyle bu düzenleme yaratıldı, var edildi, yoktu böyle bir şey. Cumhurbaşkanı daha önceden hiç düzenlenmemiş bir konuda düzenleme yapma yetkisini elde etti böylece. Ama hangi konuda düzenleme yapamıyor? Bakın Kanunla yapılabilen mesela suç ve ceza öngörebilir mi cumhurbaşkanı kararnameyle?
Hayır. Hani henüz öyle bir nokta değil. Öyle de olamaz zaten. Yine şimdi geldik artık Anayasaya.
Anayasa bizim özgürlük hazinemiz. Özgürlüklerimizin hepsi burada sayılmış. Teker teker sayılmış. Bu özgürlüklerle ilgili de bir düzenleme yapamıyor Cumhurbaşkanı. Dolayısıyla onun düzenleme yapabileceği konular, ki yine bu da toplumsal hayatı çok etkileyebiliyor ama, işte vatanın çeşitli bölgelerinin nasıl kullanılabileceği, bir takım işlere tahsisi, sit alanı oluyor, sit alanı olmaktan çıkarıyor, işte madenlerle ilgili düzenleme yapıyor vesaire gibi. Bunlar yasayla da yapılabilir, Kanunla da yapılabilir yani bunu unutmayalım ama Cumhurbaşkanlığı kararnamesi de yapılabilir. Ama mesela Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle efendim bundan sonra kimse Antalya'ya yerleşmeyecek diye bir Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılabilir mi? Mümkün değil. Çünkü konu neyle ilgili? Özgürlüklerle ilgili, yerleşme özgürlüğüyle ilgili. Vatanımızda herkes gidiyor, istediği yere taşınıyor, istediği yerde yaşıyor değil mi?
Böyle bir ülkeyiz çünkü biz özgürlükçü demokrasiyiz. Çünkü Anayasamız öyle diyor, özgürlükçü demokrasiyiz diyor. Demek ki normlar hiyerarşisini, o zaman normlar hiyerarşisini sayabiliriz bundan sonra değil mi? Anayasa, Kanunlar, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi araya giriyor, Yönetmelik ve adsız düzenleyici işlemler.
Her zaman bu sıra var. Peki Anayasada ne var? Bu kadar övdüğüm Anayasada ne var? Anayasada bir kere sadece bize özgü olan ve evrensel değerler var.
Anayasanın bu kısmına ben kutsal hazine veya böyle reaktörün kalbi diyorum. Sırf bu nedenle zaten Anayasaya böyle kötü söz söylemek, Anayasayı hakir görmek gerçekten yapılacak iş değil. O kadar ayıp ki, o kadar abes ki. Yani bizim bir İtalyandan neyimiz eksikte biz Anayasamızdan bu kadar uzak kalıp Anayasamıza küfredilmesine sessiz kalıyoruz. Bilmediğimiz için yani bilsek zaten bunu yaptırmayız, o bağı kurmuş olsak. Ama kuramadığımız için neyse vardır bir bildikleri diyoruz, sorgulamıyoruz. Bir kere bile sormuyoruz. Ya kardeşim niye böyle diyorsun sen?
Yani ne olmuş? Bir kere Anayasa darbe Anayasası olsa sürekli biz darbe yiyiyor olmalıyız. Çünkü Anayasa yürürlükte her gün bir darbe iyi olmamız gerekiyor. Öyle bir şey yok.
Başka şey… Anayasanın uygulanmamasından dolayı darbeler yeniyor. Anayasada ne var dedik? Bir kere sadece bize özgü olan ve evrensel değerler var. Sadece bize özgü olanlar ne? Biraz evvel bahsettiniz. Marşımız, bayrağımız, başkentimiz, resmi dilimiz ve Türklük. Bunlar bize özgü. Yani başka bir ülkenin Anayasasında bunları bulamazsınız. Bunlar Türkiye Cumhuriyeti'ne özgü. Ben bunlara ulusal değerler setiliyorum. Yani gidip Kenya Anayasası'na baksanız, Kenya'nın ulusal değerlerini bulursunuz. Brezilya'ya baksanız, onu bulursunuz.
Her Anayasanın bir kere kendine özgü bir ulusal değerler seti vardır. Zaten o ülkenin DNA'sıdır. Ama bir de, bunu ben her yıl öğrencilerime yaptırırım. Gidin farklı ülke Anayasalarında Kanunun değişiklik maddesini bulun. Şu ana kadar hiç bulamadıkları olmadı. Yani bu yönden de bütün Anayasalar ortaktır. Çünkü hepimiz insanız. Ben size hepimizin insan olduğunu farklı ülkelerin Anayasalarında aynı hükümleri bulmamızla anlatabilirim.
Hepimiz özgür olmak isteyen varlıklarız ve tüm Anayasalar insanların sahip olduğu özgürlükleri sayarlar ve bunu garanti altına alırlar. Anayasalar bunu neden yapar biliyor musunuz? Çünkü Anayasa aynı zamanda bir canavar doğurur. Ne doğurur? Devleti doğurur. Anayasanın bir yönü de yüzü de devleti doğuran kısmıdır, devleti var eder. Onun için o bizim eski Kanunumuzun adı Teşkilat-ı Esasiye yani esas düzen, yani devleti inşa etme düzenlemesi. Veya constitution ne demek? İnşaat mühendislerimiz de var burada. İnşa eden, yapı, bina demek. Devleti inşa ediyor. Devlet gibi bir kocaman bir devasa bir varlığı ve aslında özgürlüklerimizi çok tehdit edebilecek, ortadan kaldırabilecek, bazen kaç çocuk yapacağımızı, bazen dişimizi nasıl fırçalayacağımızı bile dikte edebilecek kadar baskıcı olabilecek bir varlığı yaratıyorsa bu Anayasa bize de bir takım güvenceler vermeli değil mi?
İşte bunları veriyor Anayasa. Anayasa, bizim Anayasamız nasıl başlıyor? Bizim Anayasamız ve birçok Anayasa da zaten bu yapıya sahip, o ulusal değerlerimizi de belirtiyor. Ondan sonra özgürlüklerimizi sayarak başlıyor. Bildiğiniz özgürlük beyanlarını istiyor ki Anayasa. Herkes diyor bir kere kişiliğine bağlı, vazgeçilmez, temel özgürlüklere, haklara sahiptir diyor. Bakın kişiliğine bağlı, vazgeçilmez, devredilmez yani onları kutsuyor. Bizi insan olarak insan yerine koyuyor bir kere Anayasa.
Anayasa böyle başlıyor. Ve çok etkileyici, her okuduğunda duygulandıran bir ifadesi daha var. Farklı Anayasalarda bu farklı şekilde söyleniyor ama her çağdaş özgürlükçe Anayasa zaten bunu bu şekilde söylemeli. Bizim Anayasamız da öyle söylüyor. 5. maddesinde diyor ki devletin temel amaç ve görevlerini sayıyor, şu devleti yaratacak ya. Devleti yarattıktan sonra amacını belirlerken amaçlarından biri olarak şunu sayıyor. Kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak. Ben öğrencilere hep sorarım Anayasada mutluluk yazıyor olabilir mi? Yok yazmıyordur diyorlar. Anayasa o kadar olumsuz bir şey ki içinde mutluluk ne arası? Ya açıkça diyor ki devletin görevi kişinin mutluluğunu sağlamak.
Şimdi böyle diyen bir Anayasamız var. Biz bu Anayasayı niye kötülüyoruz? Devlete Anayasa diyor ki ben seni yaratıyorum ey devlet ama zannetme ki senin kendinden menkul bir amacın var. Senin varlık nedenin insan. Sen insana hizmet etmek için varsın. Dolayısıyla devlet yetkisini kullananlara da diyor ki bak dikkat et diyorsun. Sizin bu kullandığınız yetki sizi böyle koltuk bakan sahibi yapmak için değil, insanların mutluluğunu sağlamak için çalışın diye. Kurgu bu. Aynen bunları yazıyor Anayasada. Ve sonra da özgürlüklerimizi saymaya başlıyor. Bu arada tabi çok önemli bir şey söylüyor.
Ben buna altın kural diyorum. 11. madde. Normlar hiyerarşisini de ayrıca bir kere daha belirtiyor. Kanunlar Anayasaya aykuru kurulamaz diyor. Ve aynı zamanda diyor ki, Bütün kurumlar, devletin bütün kurumları Anayasaya uymak zorundadır. Siz eğer bunu ihmal ederseniz, yani aman işte bir ara demişti ya bir siyasetçi, Anayasayı bir kere çiğnemekle bir şey olmaz, böyle tüylerimi hala duyunca diken diken oluyor, onun gerisi gelir. Yani bu konuda çok kıskanç, çok hassas, çok dikkatli olmalıyız.
11. madde diyor ki, Anayasa hükümleri yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır. Yani bütün diğer düzenlemeler bir yana, Anayasa bir yana. Anayasa her şeyin başlangıcı. Yani bizim, yani hukukçuluğumuz buradan başlıyor. Diyorum ya ben bilmiyordum diye. Neyi bilmiyormuşum? Çok önemli bir şey bilmiyormuşum. Ben oralarda çok teknik teknik çalışırken bütün bu kurgunun bütünlüğünü içselleştirerek anlayamamışım. Bu büyük bir eksiklik. Yani bırakın şimdi lise öğrencileri, siz hukuk öğrencisi de bunu anlatamıyorsunuz. Bu da büyük bir eksiklik var demek ki.
Çünkü o nosyon yerleşmezse yarın bir gün bir yargı mensubu çıkar, bir yargı çıkar, ne var canım ben Anayasa Mahkemesi kararını da uygulamam, der. Bu ne demek? Ne demek? Ben Anayasaya uymuyorum demek. Çünkü Anayasa mahkemesine kararına uymuyorum dediği zaman şu oluyor, Anayasada Anayasa mahkemesinin kararlarına tüm kurumların uyması gerektiği yolunda hüküm var, sorun o. Açıkça yazıyor. O kararın içinde ne olduğundan çok daha önemli bir konu bu. ve bunu bir yargıç yaparsa yani ben uymuyorum efendim derse ne anlama geliyor bu? Ben hukuk kurallarında üstündeyim, bu memleketin içinde iyi olduğunu ben bilirim, ben takdir ederim. Bu, hukuk devletinin tam 180 derece karşısıdır. Keyfilikten başka bir şey değildir ve bunu bir hukuk insanı yaparsa bu çok çok tehlikeli. Bu, bu hukuk devletinin köküne dinamit koymak demektir.
Yani Anayasa bizim canımız ciğerimiz. Boşuna Anayasa candır demedim. Bu nedenle çok önemli. Çünkü teker teker sayıyor. Bakın öyle şeyler söylüyor ki Anayasa. Zaten bunlar olduğu zaman artık biz insanlıktan çıkmışız demektir. Bakın bunlar açıkça Anayasada yazıyor. Ne diyor? Tıbbi zorunluluklar Kanunda yazılı haller dışında kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz. Rızası olmadan bilimsel tıbbi deneylere tabi tutulamaz. Kimseye işkence eziyet yapılamaz. Kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya, muameleye tabi tutulamaz. Hiç kimse zorla çalıştırılamaz. Angarya yasaktır. Herkes kişi hürriyetine, güvenliğine sahiptir.
Ve devam ediyor. Okudukça bakın özel hayat, herkes özel hayatına Aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Kimsenin konutuna dokunulamaz. Herkes haberleşme hürriyetine sahiptir. Herkes yerleşme ve seyahat hürriyetine sahiptir. Herkes vicdan, dini, inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir. Herkes düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Herkes düşüncesini istediği gibi açıklayabilir. Herkes bilim ve sanatı serbestçe öğrenme, öğretme, açıklama, yayma hakkına sahiptir. Ve bu şekilde devam ediyor. Şimdi biz bunları bir kere bile okumadık. Ne kadar acı değil mi?
Sizi bugün üzmek istemiyorum ama bence çok acı. Çok acı bir durum bu. Gerçekten acıtacak bir durum bu. Niye okumadık biz bunları? Okutmadılar. O zaman işte olaya buradan başlamamız gerektiğini düşündüm. Ben 5 yılır bu konuda somut adımlar atıyorum. En son geldiğim nokta Öğretmen Akademisi Vakfı oldu.
Öğretmenlerimize yönelik basit bir kılavuz hazırlayalım diye düşündük. Çünkü önüne birçok materyal yığmak da bir insan için zulüm aslında. Kullanabileceği yani işlevsel, hemen kullanıma sokabileceği basit materyallerle destekleyelim ve hukuk okuryazarlığını daha hızlı şekilde kazandıralım. Çünkü o kadar kolay ki bunları bir insanın an alması mümkün değil.
Yani gayet rahat anlaşılıyor. Çok açık ifadeler. Türkçesi beğenilmiyormuş. Nesi beğenilmiyor yani? Bunu buraya gelene kadar bakın Anayasa değiştirilmek istendiği söyleniyor ama neyin değiştirileceği ısrarla söylenmiyor. Hangi sorundan dolayı? Bizim Anayasamızın böyle acilen değiştirilmesi gereken, evet özgürlüklerimizin hani böyle kısıtlanmış olup da Anayasa’yıu değiştireceğiz ancak çözülecek diyebileceğimiz acil bir sorunumuz yok.
Zaten öyle varsa da değişiklik yapalım ama bu Anayasa güzel değil. Bunu kaldırıp atıp yeni bir Anayasa yapalım. Bu perde değiştirmeye benzemez. Tamamen bizim hepimizin cehaleti dolayısıyla bu kadar fütursuz olunabiliyor. Ama bu bizim kabahatimiz değil ama ortada bir sorun olduğunu sanırım size teyit ediyorsunuz. Çünkü ben yıllardır, 5 yıldır her gün en az 10 Anayasa maddesini tekrar okuyorum. Şimdi webinar serilerine başladık. Bunların 18'i yayınlandı. Bir avukat, çok iyi anlaştık, daha hiç yüz yüze tanışmadık ama Daha İyi Yargı Derneği diye yine hukukçuların yargının kalitesini yükseltmeye yönelik kurduğu bir dernek vasıtasıyla bu programları yapıyoruz. Youtube'dan izleyebilirsiniz. 18 seri yayınlandı. Her hafta çok disiplinli bir şekilde buluşuyoruz. 20 dakika konuşuyoruz. Anayasadan bir madde seçiyoruz veya bir konsept seçiyoruz. Onun üzerinde söyleşiyoruz. Herkes izleyebilir.
Bu şekilde mümkün olduğunca Anayasayı hayatımızın bir parçası haline getirmemiz gerekiyor. Etki çemberleri diye bir kavram duydunuz mu? Etki çemberleri. Ben iki yıl önce bu kavramla konuştum ve size Anlader olarak da belki hitap edebilir. Çünkü bana kendimi çok daha iyi ve güçlü hissettirdi. Bazen böyle bende de tutukluk oluyor. Onu aşmamı sağladı. Yani şu anda her yeni tanıştığım insan, her girdiğim ortamda bir potansiyel görüyorum ve şunu gösteriyorum insanlara, kendim de gördüğüm için bunu yapıyorum.
Hepimizin çok büyük bir gücü var. Şu anda burada çarpan etkisiyle baktığımızda etki çemberlerimiz o kadar geniş ki Sadece tanıdıklarımız, hatta bunu ikinci katına da katarsak, yani bir tanıdığımızın tanıdığıyla belki kaç binlerce kişiye ulaşabiliyoruz. Bu da sayı da değil. Kaç kişiyi etkileyebilecek olan belki çok etkili isimleri siz tanıyorsunuz. Dolayısıyla burada anladığımız kadarını anlatıp, ya bu konu çok önemli, bu konuda ne yapabiliriz dediğinizde o kişinin aklına bir tohum bırakmış oluyorsunuz. Ben çok basit bir yöntem ama ben bunun etkisini çok gördüm, görüyorum ve artık bunun da matematiksel olarak bende doğrulandığını söyleyebilirim. Yani orada boş boş oturacağıma iki çift laf ediyorum, bildiğim yerden konuşuyorum ve ''Ya ne yapabiliriz bu konuda?'' diyorum. Gündem oluşturuyoruz ve oradan mutlaka bir şey çıkıyor.
''Ya o zaman gidelim şöyle bir şey yapalım, konuşalım veya çocuklara şöyle bir şey mi yapsak?'' Hep böyle oldu. Dallanıp budaklandı ki süreç giderek ilerliyor. Yani iyi bir noktadayız. Daha da iyi olabilir. Ben sadece bunu emanet etmek istiyorum. Burada bir tane daha kurgu kaldı döngüyü kapatmak için. Onu da anlatacağım. Çok böyle mini bir Anayasa okuryazarlığı yapmış olduk sizinle. Ama umarım buradan giderken Anayasaya bakış açınız ve Anayasanın işlevselliğine dair aklınıza net bir fikir olacak, açık bir fikir olacak. Yani böyle bulutlar arasında bir belirsizlik değil de Anayasa buymuş, bu işe yarıyormuş, benim de işime yarıyor. Gerektiğinde de ben bunu kullanırım dersiniz. Yani o zaman ben görevimi yapmış olurum.
Şimdi geliyorum son kurguya. Biraz evvel Anayasa mahkemesinden bahsettim. Evet. Anayasa mahkemesi maalesef şu anda hep böyle bir yine istemediğimiz şekilde gündeme geliyor. Ama benim için en tüylerimi diken diken eden ifade, en korkutucu ifade Anayasa mahkemesini kapatırız, kapatalım. Bu nasıl bir fütursuzluktur? Nasıl bir hadsizliktir? Bu Anayasa mahkemesi 63 yıllık oldu. 25 Nisan'da yıldönümünü kutluyor. Muhteşem bir külliyatı var. Biz hukukçular ne yaparız? Hukukçunun işi nerede zorlaşmaya başlar? En önemli kısmı da odur zaten. Burada hukuk kuralı var, burada olay var. Hukuk kuralına göre çözeceksiniz. Tamam çözdünüz de bir de bunu anlatmanız gerekiyor. Nasıl anlatırız? Biz bunu yazarak anlatırız. Gerekçeli karar diyorum. Maalesef bu aralar çok ortalarda yok ama kararlarımızın hepsinin yani yargı kararlarının hepsinin gerekçeli olması gerekiyor.
Ben gerekçeli bir karar vermediysem aslında karar vermemişim demektir. Yani çimentosuz harç yapmaya benziyor gerekçesiz karar. Boş. Tamamen boş. Yani tabii ki o kararı herkesi de anlamayabilir kararda ama o kararın bir mantığı vardır, sorgulanabilir. Gerekçe de zaten o mantığı ortaya koyar. Şimdi Anayasa Mahkemesi’nin çok ciddi bir külliyatı var. Yani bir Kanunun neden Anayasaya uygun olduğunu veya uygun olmadığını sayfalar dolusu kararla anlatıyor. Bunu gerekçelendiriyor. Neyle gerekçelendiriyor? Metnin kendisiyle, metnin yorumuyla, efendim diğer, diyelim o hukukuranla benzer hukukurallarıyla karşılaştırma yaparak. Siz yani bütün hepsini bir kenara Anayasa mahkemesine kapatalım.
İyi, olur. Arşivdeki belgeleri de yakalım. Böyle bir fütursuzluk olabilir mi? Yani bu cumhuriyetin bir kurumu, bu kadar büyük bir birikim, bu büyük bir hadsizlik. Yani böyle bir şey duyduğumuz zaman vatandaş olarak hepimizin hop oturup hop kalkması gerekiyor. Neden biliyor musunuz? Şu çok önemli nedenden dolayı. Şimdi burada normlar hiyerarşisi var ya, Anayasa var ya. Hani Haliç’in suları bir ara çok kirliydi sonra makineler koydular devri daimle sürekli hava aldırarak suyu temizlediler. Anayasa Mahkemesi sürekli bunu yapıyor. Bizim hukuk düzenimizin yosun tutmasını, bataklığa dönüşmesini ve bizi nefessiz bırakmasını engelliyor. Biz neyi biliyoruz?
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde milletvekilleri şaştı, beşer şaşar ve bizim bu Anayasada biraz evvel okuduğum özgürlüklerimizi kısıtlayan düzenlemeler yapmaya başladılar diyelim ki. Dediler ki, efendim insanları daha kolay takip etmek için bundan sonra herkese çip takılacak. Nasıl? Meclistir yapar. Milli irade her şeyin üstündedir. Milli irademiz öyle tecelli etti. Böyle bir şey olabilir mi? Bunu bir kere bizim özgür Anayasada saydık değil mi?
Tıbbi müdahaleyle ilgili kuralı okudunuz. Bakın her şey buraya bağlı. Buna Anayasa mahkemesinin önüne yani böyle bir Kanun çıktı. Çoğunluk, mecliste çoğunluğa sahip olan var. Oyladılar, çıktı Kanun. Çoğunluğu sağladıkları için. milletvekillerinin, 5'te 1 milletvekillerinin veya ana muhalefet partisinin Anayasa mahkemesine bu Kanunu götürüp, ey Anayasa mahkemesi bu Kanun Anayasaya uygun mu değil mi, bir bakar mısın deme hakkı var. Ve bunu tabii ki yapmasını biz bekliyoruz vatandaş olarak. Ve bu süreç yapılıyor. Var yani bu yapılan bir şey ama biz bunun böyle olduğunu pek bilmiyoruz. Halkımız yani Anayasa mahkemesinin de ne işe yaradığını bilmiyor. Anayasa Mahkemesi bunun üzerine alıyor Anayasayı, alıyor Kanunu, hangisinin hangisinin uygun olduğuna bakıyor.
Kanun Anayasaya uygun mu değil mi? Neden? Çünkü normal hiyerarşisi var. Anayasa, Kanuna uygun mu diye bakacak hali yok. Bakın nasıl güzel bir düzen değil mi? Hukuk devletinin hukuk devleti olmasını sağlıyoruz böylece. Çünkü her seferinde bütün düzenlemelerin Anayasaya uygunluğu denetlendiği için ve Anayasa bizim özgürlüklerimizi saydığı ve güvence altına aldığı için bunun otomatik sonucu ne oluyor? Bizim özgürlüklerimiz her seferinde korunmuş oluyor.
Bu hukuk düzeninde Anayasada düzenlenmiş özgürlükleri kısıtlayan hiçbir düzenleme barınamaz. İşte size sihir, işte size mucizevi sonuç. Ve bu sadece normlar yararsız sayesinde oldu. Siz Anayasa Mahkemesini kaldırıp atarsanız o zaman meclisin ferasetine güvenmek zorunda kalırsınız. Ama buradan da son noktaya gelip bitireceğim. Bütün söylediklerimde bakın Yönetmelik Kanuna uygun mu değil mi idare mahkemesi bakıyor değil mi? Kanun Anayasaya uygun mu değil mi Anayasa mahkemesi bakıyor. Hatta şöyle bir düzenleme de var. Tabi o belirli bir süre içerisinde bunu isteyebiliyor o muhalefet milletvekilleri. 60 günlük süre geçtikten sonra artık Anayasa mahkemesine gidemezler. E ne olacak? Yandı gülüm keten elva.
Kanun Anayasaya aykırı ama hukuk düzeninde barınacak mı? Öyle değil işte. O Kanun, Anayasaya aykırı olan Kanun, diyelim bana da çift takmaya çalışıyorlar. Ben de reddediyorum, bana çift falan takamazsınız diyorum. Ve ben mukavemette bulunduğum için işte bir takım cezalar öngördüler. Ben de mahkemeye gittim. Ve mahkemede neye ileri sürüyorum? Sizin bana uygulamaya çalıştığınız Kanun Anayasaya aykırı. Bakın benim bunu her zaman söyleme imkanım var. Bu ne kadar büyük bir güç. Bir tek güvencem Anayasa. Vatandaşın tek güvencesi Anayasadır.
Başka başka bağlantıları olanların başka güvenceleri var. Bizim bir güvencemiz var, o da Anayasa. Bunun üzerine mahkeme der ki, ya gerçekten ya ben şimdi bu Kanunu uygulayacağım ama hakim olarak bana da bu Kanun Anayasaya aykırı göründü. O zaman ne olur işte, o mahkeme o yasayı Anayasa Mahkemesine gönderir. Yani mahkemelerimizin Bir yasanın Anayasaya aykırı olup olmadığını Anayasa Mahkemesine götürme yetkisi her zaman var. Her zaman var. Ne zaman o yasa bir kişiye uygulanacak, o zaman bu imkan doğuyor. Sistem her zaman kendini temiz tutma olanağına sahip.
Bu çok büyük bir güvence. İşte sistem bu açıdan da son nokta olarak şunu sağlamak zorunda, her şey oraya geliyor çünkü, yargı bağımsızlığı. Biz eğer hakimlerimize bütün bu saydıklarımı yapacakları konusunda güvenemezsek, yargı siyasallaşırsa, yargı liyakatsiz olursa, bizim çok güvendiğimiz hakimler işte bu düzenin bekçiliği görevini yerine getiremezlerse o zaman işte gerçekten başımız dertte demektir. Yani yargı bağımsızlığı da öyle hamasi bir söylem değil, yaşamsal ihtiyacımız. Ve lütfen hakimlerimize, sağcılarımıza da biz sahip çıkalım. O ki onlar da bu devlete ve bu düzene sahip çıksınlar. Biz onları sahipsiz bırakırsak ne kadar direnebilirler ki baskıya? Tabii ki içlerinde yozlaşmış vesaire yani sözün meclisten dışarı hiç olmasını arzu etmiyoruz.
O da olabilir ama hakim ve sağcılar ne kadar şerefli bir görev yerine getirdiklerinin çoğunlukla bilincindeler. Bazen de yapamıyorlar. Çoğu böyle görevden ayrılanlar da olabiliyor. Biz eğer bu konuda bilinçli olursak ve Anayasamızda yazdığı şekilde yargı bağımsızlığını talep edersek, o zaman gerçekten adım adım bizim bilincimiz sayesinde düzen de kendisine çeki düzen veriyor işte. O nedenle ben hep böyle bazen konuşmalarda soruyorum, sizce Anayasanın en böyle kilit maddesi, kilit taşı vardır ya binalarda onu tutar çektiğinizde, bilmiyorum devrilir mi kilit taşını çektiğinizde, o kemer devrilir herhalde değil mi? Kesin. İşte o kilit taşı madde. Bunu da böyle bir hatıra olarak bırakayım. Burada Anayasa topu topu 177 madde zaten. Yani otursanız bir günde bitirirsiniz. Hiç de öyle karmaşık da değil. Bir kere okumanızı en azından öneririm.
Benim favori maddem, bu anlattığım kurgu içerisinde kilit maddem 138. 138 yargı bağımsızlığını düzenliyor. Onu da ilk cümlesini okuyayım. Hatta biraz devamını da okuyayım. O şekilde bitireyim. Yani zaten Anayasanın yapısı dediğim gibi bu baştaki hükümler egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir. Devletin görevi vatandaşın mutluluğunu sağlamak. Anayasa bütün düzenlemelerin üstündedir diyor. Ondan sonra şunlar sizin özgürlükleriniz, şunlar sizin temel haklarınız diye güzel güzel sayıyor. Sadece bunları okumak bile insana kendisini çok daha iyi ve güçlü hissettiriyor. Sonra da ikinci bölümde şimdi devleti doğuracağım diyor ve devleti yaratıyor. Yasama yürütme yargı başlıkları altında devleti var ediyor.
Adı üstünde Anayasa. Yargıyla ilgili bölümün başı da 138. maddedir, demin söylediğim. Başlığı da zaten mahkemelerin bağımsızlığıdır. İlk cümlesi de, hakimler görevlerinde bağımsızdırlar. Anayasaya, Kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler şeklindedir. Lütfen burada bağımsızlığı, keyfi istediği gibi karar verir diye anlamayalım. Sadece görevlerinde bağımsızdırlar diyor ama sonra hemen bağlıyor zaten Anayasaya, Kanuna. Hukuka uygun karar verecek. Yani mesela ilk yerden vicdani kanaatine göre de değil. Görevi, hakimin görevi, kural neyse o kuralı uygulamak. Kuralı olaya uygulamak.
Bunu başardığı her seferde hukuk devleti güçleniyor. Bunu başaramazsa, ki diyelim kuralı doğru anlamaz, kuralı başka türlü yorumlar yani yorumlanamayacak bir şekilde yorumlarsa veya işte baskı şu gibi vesilelerle kuralda hiç karşılığı olmayan bir şekilde olayı çözer, karara bağlarsa işte o zaman hukuk devleti tehlikeye düşer. Umarım aklınızda bir bir çentik bırakmışımdır veya küçük bir temel atmışımdır. Bunun üzerine tabii ki inşa etmek, sizin tercihiniz.
Çünkü siz bunu ifade ettiğiniz için de söylemek istiyorum. Çok güzel söylemişti Onur. Kendi kabımızı şu anda dolduruyoruz. O illaki taşıyor.
Taştığı zaman etrafta bol bol kovu olmasını diliyorum. Onlar da boşa gitmezdeler. Tekrardan davetiniz için çok teşekkür ediyorum.

1 Yorum
[…] Sunum içeriğine ulaşmak için tıklayınız. […]
Son Paylaşımlar